Kıbrıs: Ortadoğu’nun İsviçre’si olabilir mi?
8 mins read

Kıbrıs: Ortadoğu’nun İsviçre’si olabilir mi?

Doç. Dr. Vahap AKTAŞ

Ortadoğu’nun volkanik arazisinde, barışın ve tarafsızlığın simgesi İsviçre gibi bir “güvenli liman” arayışı, romantik bir ütopya gibi gelebilir. Ama ya bu liman, Akdeniz’in incisi Kıbrıs olursa? Adanın stratejik konumu Avrupa ile Ortadoğu’nun kesişim noktasında, doğal gaz rezervleriyle dolu sularında yüzen bir mücevher onu böylesi bir role aday kılıyor. Peki, Kıbrıs gerçekten Ortadoğu’nun İsviçre’si olabilir mi?

Bu soruyu, ABD, İngiltere, Türkiye ve Ortadoğu ekseninde jeopolitik, finansal ve güvenlik stratejileri açısından irdelemek gerekiyor. Cevap, hem umut verici hem de gerçekçi bir tablo çiziyor: Potansiyel var, ama yol uzun ve dikenli.

Kıbrıs, tarih boyunca imparatorlukların gölgesinde kaldı: Osmanlı’dan İngiliz’e, oradan bugünkü bölünmüşlüğe. 1974 Barış Harekâtı’ndan bu yana ada, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) olarak ikiye ayrılmış halde. Bu bölünme, jeopolitik bir “ateş çemberi” yaratıyor; zira ada, Süveyş Kanalı’ndan Ortadoğu petrol hatlarına, hatta Rusya-Çin etkisinden NATO’ya uzanan bir köprü. İsviçre’nin Alplerdeki tarafsızlığı gibi, Kıbrıs da “nötr bir arabulucu” olabilir mi? Evet, ama mevcut dinamikler bunu zorlaştırıyor.

ABD açısından Kıbrıs, Doğu Akdeniz’in “yeni satranç tahtası”. Washington, adayı İsrail- Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) -Yunanistan üçlüsüyle entegre ederek Türkiye’yi dengelemeye çalışıyor. Son yıllarda ABD’nin GKRY ile savunma iş birliğini artırması, 2024’te imzalanan güvenlik anlaşmaları adayı NATO’nun güney kanadında bir “ileri üs” haline getiriyor. Bu, Ortadoğu’daki istikrarsızlığa (Suriye, Lübnan, Gazze) karşı bir kalkan; ABD, Kıbrıs’ı “Levant çatışmalarında lojistik merkez” olarak görüyor. Ancak bu strateji, Türkiye’yi dışlayarak jeopolitik gerilimi körüklüyor, tıpkı 2025’teki “Nemesis” tatbikatında ABD, İngiltere, İsrail ve Fransa’nın GKRY sularında Türkiye’ye “gövde gösterisi” yapması gibi.

İsviçre benzeri bir rol için ABD’nin tarafsız bir Kıbrıs’ı teşvik etmesi şart; yoksa ada, “Ortadoğu’nun Ukrayna’sı”na dönüşebilir. İngiltere ise adanın “eski efendisi” olarak egemen üslerini (Akrotiri ve Dhekelia) koruyor. Bu üsler, Orta Doğu operasyonlarının vazgeçilmezi: Irak’tan Afganistan’a, Gazze’ye kadar istihbarat ve hava desteği sağlıyorlar. Londra, Brexit sonrası “Global Britain” stratejisinde Kıbrıs’ı “Mediterranean hub” olarak konumlandırıyor; 2025’te İngiltere’nin üslerini ABD ile entegre etmesi, adayı “jeopolitik kaldıraç” yapıyor.

Ama İngiltere’nin tarafsızlığı? Şüpheli. Tarihi sömürge mirası, adayı “tarafsız” olmaktan uzak tutuyor; zira üsler, BM kararlarına rağmen (541 ve 550 sayılı) KKTC’yi tanımama politikasıyla çelişiyor.

Türkiye içinse Kıbrıs, “mavi vatan”ın kalbi. Ankara, 1974 garantörlüğünü KKTC’nin egemenliğiyle eşitleyen bir strateji izliyor; Doğu Akdeniz gazı ve göç rotaları, adayı vazgeçilmez kılıyor. 2025’te Türkiye’nin sondaj faaliyetleri ve Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki (TDT) tartışmalar Orta Asya ülkelerinin AB ile GKRY’yi tanıyan bildirisi jeopolitik izolasyonu derinleştiriyor.

İsviçre modeli, Türkiye’ye “eşit ortaklık” sunsa, federal bir yapıya evrilen tarafsız bir ada cazip olurdu. Ama mevcut tabloda, Türkiye “ada”yı “güvenlik kuşağı” olarak görüyor; Ortadoğu yangınında (İran-İsrail gerilimi) Kıbrıs, Türkiye’nin “ileri karakolu” kalacak.

Ortadoğu bağlamında ise ada, “istikrar adası” potansiyeli taşıyor. Gazze ve Lübnan krizleri, Kıbrıs’ı mülteci ve insani yardım merkezi yapıyor; AB’nin 2025 göç anlaşmalarıyla entegre olursa, İsviçre gibi “arabulucu” rolü üstlenebilir.

Ancak Sykes-Picot mirası ve Yinon Planı gibi emperyal hesaplar, adayı “hedef tahtası”na çeviriyor.

Gaz zenginliğinden tarafsız cennete finansal açıdan Kıbrıs, İsviçre’nin “banka cenneti” modelini taklit edebilir. Ada, zaten vergi cenneti olarak biliniyor: Düşük kurumlar vergisi (%12,5) ve AB üyeliğiyle (GKRY üzerinden) offshore finansın kralı. 2025’te Doğu Akdeniz gaz rezervleri (Aphrodite ve Glaucus sahası) devreye girerse, Kıbrıs “enerji ortağı” olur Avrupa’ya Rus gazı alternatifi sunar.

İsrail ve Mısır’la üçlü anlaşmalar, adayı “Qatar of the East Med” yapıyor; ama Türkiye’nin dışlanması, paylaşımı engelliyor.

ABD ve İngiltere, bu finansal pastadan pay istiyor: ABD, siber güvenlik firmalarıyla (İsrail ortaklığı) adayı “dijital merkez”e dönüştürüyor; İngiltere ise üslerini finansal teknoloji (fintech) merkeziyle entegre ediyor.

KKTC’yi finansal entegrasyona açmak, adayı “bölgesel borsa” yapabilir. Ortadoğu sermayesini çeken tarafsız bir merkez. Ama jeoekonomik gerilimler (Ukrayna yaptırımları, Orta Doğu ambargoları) maliyeti artırıyor; 2025 ESM raporuna göre, Kıbrıs’ın göç yükü ve enerji belirsizliği, GSYİH’yi %2-3 eritiyor.

Güvenlik Stratejisi açısından bakıldığında ise, Nötr Ordu mu, NATO Kalesi mi? Güvenlikte İsviçre modeli milis tabanlı tarafsız savunma Kıbrıs için ideal görünüyor. Ada, NATO dışı konumuyla (İngiliz üsleri hariç) Rusya ve Çin’e kapı aralıyor; Moskova, KKTC’yi tanıma senaryosunda adayı “denge unsuru” yapabilir.

ABD, GKRY’yi “savunma ortağı” ilan ederek (2022’den beri) adayı Orta Doğu operasyonlarına bağlıyor; İngiltere’nin üsleri ise “küresel istihbarat ağı”nın parçası.

Türkiye’nin garantörlüğü, KKTC’yi koruyor ama gerilimi tırmandırıyor: 2025 “Nemesis” tatbikatı gibi egzersizler, Türk varlığını tehdit ediyor.

Ortadoğu’da (İran-İsrail, Suriye kaosu) Kıbrıs, “güvenli sığınak” olursa, BM destekli silahsızlandırılmış bir federal yapı İsviçre gibi “nötr güvenlik” sağlayabilir. Ama bu, ABD-İngiltere’nin NATO entegrasyonunu, Türkiye’nin eşitlik talebini dengelemeyi gerektirir.

Barışın adası için adım atma zamanı. Kıbrıs, Ortadoğu’nun İsviçre’si olabilir mi?

Jeopolitik olarak köprü, finansal olarak cennet, güvenlikte ise nötr kale potansiyeli taşıyor. ABD ve İngiltere’nin stratejik yatırımları, Türkiye’nin vazgeçilmez rolüyle birleşirse, ada “çatışma çözücü” olur. Gazze mültecilerinden enerji anlaşmalarına kadar. Ama bölünme ve dış güçlerin rekabeti, bu hayali zehirliyor. 2025’te, BM müzakereleri yeniden canlanırsa (Crans-Montana sonrası gibi), federal tarafsızlık modeli gerçekçi bir yol haritası çizer.

Türkiye, garantörlüğü “paylaşılmış egemenlik”e evirerek adayı kazanma konusunda yoğunlaşmalı. ABD ve İngiltere’nin tarafsızlığı destekleyen politikalar üretmeli, yoksa Doğu Akdeniz “yeni Soğuk Savaş” alanı olur. Ortadoğu dünyası ise Kıbrıs’ı sorun değil, çözüm olarak görmeli.

Farklılıklarımızı kabul edip barış içinde yaşayalım; yoksa, İsviçre hayali mezara gömülür, Doğu Akdeniz yangın yerine dönüşür.

Unutmadan yine söyleyeyim, stratejiye karşı tepkinin bir anlamı da yok…

Bir yanıt yazın