HAKLAR GİTTİĞİNDE REFAH DA GİDER: VENEZUELA’DAN TÜRKİYE’YE BİR UYARI
4 mins read

HAKLAR GİTTİĞİNDE REFAH DA GİDER: VENEZUELA’DAN TÜRKİYE’YE BİR UYARI

Bünyamin AKSOY

Bir ülkenin çöküşü her zaman savaşla, işgalle ya da büyük felaketlerle başlamaz. Bazen hiçbir bomba patlamaz, sınırlar değişmez, bayrak yerinde durur. Ama toplum yavaş yavaş çözülür. Venezuela’nın son on yılda yaşadıkları bunun en çarpıcı örneklerinden biridir ve bu deneyim, yalnızca Latin Amerika’ya değil, hakları aşındırılan tüm ülkelere açık bir uyarıdır.


Maduro iktidara geldiğinde Venezuela, bölgesinin en müreffeh ülkelerinden biriydi. Petrol gelirleri yüksekti, kişi başına düşen gelir bugünkünün katbekat üzerindeydi. Ancak savaşsız, işgalsiz bir ülkede nadir görülen ölçekte bir ekonomik çöküş yaşandı. Bugün yaklaşık 8 milyon Venezuelalı, yani nüfusun dörtte biri, ülkesini terk etmiş durumda. Bu bir doğa felaketi değildi; bilinçli siyasi tercihlerle yaratılmış bir yıkımdı.


Bu yıkımın merkezinde hakların sistematik biçimde tasfiyesi vardı. Mülkiyet hakkı fiilen ortadan kaldırıldı. Sözleşmeler güvenilirliğini yitirdi. Yargı bağımsızlığı sona erdi. Seçimler yapılmaya devam etti ama gerçek bir tercih olmaktan çıktı. İtiraz etmek, eleştirmek, hesap sormak giderek suç haline geldi. Haklar geri çekildikçe ekonomi durdu; yatırım kaçtı, üretim çöktü, toplumsal güven yok oldu.


Ancak en ağır hasar rakamlarda değil, insanların zihninde ve ruhunda yaşandı. İnsanlar yalnızca yoksullaşmadı; gelecek duygusunu kaybetti. Çalışmanın, üretmenin, risk almanın anlamı kalmadı. Çünkü kazanılan hiçbir şey güvende değildi. Gelecek, bireylerin elinden alınıp siyasal iktidarın keyfine bırakılmıştı.


Liberal Parti açısından bu tablo bize çok temel bir gerçeği hatırlatır: Refah, doğal kaynaklardan, kararnamelerden ya da “iyi niyetli” liderlerden doğmaz. Refahın gerçek kaynağı haklardır.

Haklar mülkiyeti mümkün kılar. Haklar güvenliği sağlar. Haklar ifade özgürlüğünü, eleştiriyi ve hesap verebilirliği mümkün kılar. İnsanlar ancak hakları güvence altındaysa yatırım yapar, yenilik üretir ve hayal kurar.


Bu nedenle mesele Venezuela ile sınırlı değildir. Türkiye dâhil olmak üzere, özellikle temel hakların zayıflatıldığı her ülkede benzer riskler ortaya çıkar. Mülkiyet güvencesinin tartışmalı hale gelmesi, yargıya olan güvenin azalması, ifade özgürlüğünün daralması yalnızca hukuki sorunlar değildir; doğrudan ekonomik ve toplumsal sonuçlar doğurur. Hukuk zayıfladıkça sermaye kaçar, beyin göçü hızlanır, toplum içine kapanır.


Liberal Parti’nin savunduğu şey tam da bu yüzden nettir: Güçlü devlet değil, güçlü haklar. Merkeziyetçi irade değil, bireyin özgürlüğü. Keyfilik değil, hukuk. Çünkü tarih defalarca göstermiştir ki hakları olmayan toplumlar zenginleşemez; zenginleşmiş olsalar bile bunu sürdüremezler.


Hakları elinizden alırsanız toplum çöker. Hakları geri verirseniz, umut yeniden filizlenir. Venezuela’nın hikâyesi bir kader değil, bir uyarıdır. Bu uyarıyı ciddiye almak ise siyasi bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur.


Ey iktidar sahipleri; yol yakınken gelin hukuka ve adalete dönün. Toplumu kutuplaştıran dili terk edin, ayrıştırmayı değil ortak geleceği büyütün. Hakları tehdit olarak değil, bu ülkenin teminatı olarak görün. Çünkü hukuk zayıfladığında yalnızca muhalifler değil, toplumun tamamı zarar görür. Adalet aşındıkça refah da dağılır. Bugün atılacak her adım, yarının Türkiye’sini ya özgür ve müreffeh kılacak ya da geri dönüşü zor bir yola sürükleyecektir. Seçim hâlâ mümkündür; ama zaman sınırsız değildir.

Kaynakça;
Hausmann, R. (The Economist). Venezuela ekonomisi üzerine analizler.
Hausmann, Ricardo. Harvard Kennedy School – Venezuela’da ekonomik çöküş, haklar ve kurumsal erozyon üzerine değerlendirmeler.
X (Twitter): @ricardo_hausman

Bir yanıt yazın