Karneden Atatürk’ü Silmek Değil Mesele, Akıldan Bilimi Silmek
Hüseyin Çınar KARAKURT
Kaç gündür herkesin ağzında bulunuyor: “Yusuf Tekin’in çıkardığı yeni sistemde karnelerden Atatürk kaldırılmış!” Peki, doğru da anlayamadığım şey şu: Eğitim sisteminden 2017 yılında evrimi çıkardılar, kimse sesini çıkarmadı. Oysa Atatürk’ün emriyle bastırılan 1934 yılındaki tarih kitapları insanın evriminden başlıyor. Buna kimse sesini çıkarmadı; ama ne idi, Atatürk’ün adını duyunca “Laik” kesildik.2024 Eylül ayında başka bir platformdaki yazımda yazmışım, o dönemin Savunma Bakanı Hulusi Akar: “Eğitimin amacı bilgi değildir, Allah korkusu ve kuldan utanmaktır.” demişti. Arşivler mevcut internette, bakabilirsiniz. Kaç kişi sesini çıkardı ve “Siz ne saçmalıyorsunuz!” dedi. Ama neydi, işimize gelince laiktik ve hala da öyleyiz. Zamanında bilimsel düşüncenin temeli olan evrimi kaldırınca herkes mutlu oldu, maymundan gelmiyoruz dediler şimdi de Atatürk’ü kaldırdıkları için herkes paylaşıyor. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu ülkede arkasına Gazi Mustafa Kemal’i alarak, işinize gelince laiklik şovları yaparak iyi yerlere gelebilirsiniz demektir. Öyle de oldu. Oysa kimse hiçbir zaman bu adamı “Anlayalım” demedi. Acaba bugün Atatürk yaşasaydı her yere tablomu mu asın derdi yoksa aklı ve vicdanı “Hür”, kendisini de sorgulayacak ve yanlışları konusunda uyaracak bir nesil mi yetiştirmek isterdi?Şuan da da başımızda bulunan Muhafazakar İktidar’ın pek bir şey muhafaza ettiği söylenemez. Eğitim kalmadı, din kalmadı ve her şeyden de mühimi insanlarda muhafaza edecek bir “Huzur” kalmadı. Birer birer aldılar her şeyi.İşin ironik tarafı şu ki, kendisini “İslamcı” olarak tanımlayanların büyük kısmı, İslam düşünce tarihinde evrim fikrinin ne kadar erken tartışıldığından bile habersiz. Sözde İslamcı görükenler, gelin bakalım neler diyormuş zamanın İslam alimleri evrim konusunda:“…Bu konudaki ilk yayınları Basra kelâmcılarından İbrahim ibn Sayyar ibn Hani Abu İshak al-Nazzâm (öl. MS 835–845 arası) ve öğrencisi Abu Osman Amr ibn Bahr al-Cahiz’in (MS 766?-869) çevreye uyum ve yaşam için mücadele fikirleri çerçevesinde yaptıklarını görüyoruz. Cahiz, :Kitab al-Hayavan’ında şu düşünceleri dile getirmektedir:“Dedi ki: Su yılanları ya alçak yerlerin hayvanlarıdır ya da dağların. Çağlayanlı dereler, pek çok sürünen hayvanlar, yük hayvanları ve vahşi hayvanlar gibi bunları yerlerinden söküp taşırlar. Bu yılanlar çoğalırlar ve çiftleşirler veya anneleri ve babaları da belki su yılanlarıydı. O zaman gelişme nasıl olmuştur? Çünkü karada, denizde ve kayalık ve kumlu zeminde yaşarken de tabiatları gereği yılanlar su yılanlarıdır ve nem ve su içinde yaşarlar. Kara yılanlarının ince ve uzun olmaları iki nedenden ötürü doğaları gereğidir: Bir kere uzun yaşadıkları için (çünkü artık hiçbir şey yemezler), ikincisi, verimli sahil alanlarından çok uzaktadırlar. Cahiz’den hemen önce yaşamış olan Ebu Musa Câbir ibn Hayyân da (yaklaşık 721–815) yaşamın doğal yollarla geliştiğini savunanlardandı. Hatta insanların gelişen teknolojiyle insan da yaratabileceklerini, hatta peygamber bile yaratabileceklerini iddia etmiştir. Bu iddiaların ne kadar cüretli oldukları düşünülürse İslam’ın ilk yüzyıllarında esen hoşgörü havasına hayran olmamak mümkün değildir.” (A.M.C Şengör, Bilimin Büyüsü. Syf. 76)Diğer yandan büyük İslam filozoflarından ve aynı zamanda siyasetçi olan İbn-i Haldun meşhur tarih eserinin girişi olan “Mukaddime”de şöyle yazar: “Bilinmelidir ki -Allah size ve bize kılavuz olsun- bu âlem içinde bulunan tüm yaradılmış şeylerle birlikte bir düzene ve sağlam bir yapıya sahiptir. Dikkate değer ve sonsuz bir örüntü içerisinde, nedenlerle nedenlerin sonucu olan şeyler arasında bağlantıları ve bazı varlıkların diğerlerine dönüşmesini gösterir. Gövde ve duyusal algılama dünyasıyla ve onun içerisinde önce görünen öğelerle başlayarak bu öğelerin nasıl dereceli ve sürekli bir şekilde topraktan suya, sudan havaya ve ondan da ateşe yükselen bir düzen içerisinde tertip edildiği görülür. Her öğe bir üstündekine veya bir altındakine dönüşmeğe hazırdır ve bazen gerçekten de dönüşür. Üstteki her zaman bir altındakine nazaran daha az yoğundur. Nihayet, küreler dünyasına varılır. Bunların yoğunlukları diğer şeylerin hepsinden azdır. (…) Sonra yaradılış âlemine bakılmalıdır. Minerallerle başlamış, marifetli, tedrici bir şekilde, bitkilere ve hayvanlara doğru gelişmiştir. Minerallerin son aşaması bitkilerin otlar ve tohumsuz bitkiler gibi ilk aşamasına bağlıdır. Bitkilerin palmiye ağaçları ve üzümler gibi son aşaması, hayvanların sümüklüböcekler ve kabuklular gibi yalnızca dokunma duyusu olan ilk aşamasına bağlıdır …”Ve şimdi sormak gerek: Neyi muhafaza ettiniz? Akılı mı, ilmi mi, bilimi mi, ekonomiyi mi? Kararı siz verin kıymetli okuyucular.
