Davos’un Çöküşü, Amerika’nın Çıplaklığı ve Yeni Dünyanın Karanlık Labirenti
8 mins read

Davos’un Çöküşü, Amerika’nın Çıplaklığı ve Yeni Dünyanın Karanlık Labirenti

Bu yıl Davos’ta ortaya çıkan manzara, yıllardır eleştirdiğim sözde liberal dünya düzeni masalının nasıl çöktüğünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Davos’un salonlarında yıllardır inleyen teknokrat korosu, yerini şaşkın, huzursuz ve itiraf dolu seslere bıraktı. Batı’nın kendi icat ettiği kavramları suistimal ettiğini itiraf etmesi, rüzgarın ne kadar hızlı döndüğünün göstergesi oldu.

Belçika Başbakanı’nın kürsüden “Amerika’nın onursuz bir kölesi olmayacağız” diye haykırması ve Gramsci’ye referansla “Eski dünya yıkılırken yenisi kurulamıyorsa, canavarların zamanında yaşıyoruz” sözünü salona savurması, aslında Batı’nın kendi cenaze ilahisini okuduğu andı. Yıllarca demokrasi ihracı yapan, insan hakları söylemini kendi çıkarlarına göre şekillendiren bu düzenin aktörleri bugün çıkıp bu düzenin iflasını konuşuyor.

Bu atmosferi belki de en iyi tarif eden cümle şuydu. “Trump elinde bir balyoz, omzunda öfkeli bir horozla bildiğimiz dünyayı başımıza yıktı ve hepimizi derin uykumuzdan uyandırdı.”

Trump’ın varlığı, Amerika’nın gerçek yüzünü makyajsız şekilde dünyaya gösteren bir projektöre dönüştü. Yıllardır demokrasi, özgürlük ve insan hakları gibi retoriklerle perdelenen çıkar politikaları artık açık açık yapılıyor. Venezuela’nın petrolü, Grönland’ın stratejik değeri, Avrupa’nın güvenlik bağımlılığı… Hepsi tüm çıplaklığıyla gözlerimizin önünde gerçekleşiyor, üstelik hiçbir utanç emaresi olmadan.

Kanada ve İngiltere Merkez Bankası başkanlığı yapmış, Birleşmiş Milletler için iklim eylemi ve finans alanında özel elçi olarak görev almış, kısaca var olan sistemin en önemli yerlerinde bulunmuş Kanada Başbakanı Carney’nin itirafı çok çarpıcıydı. Düzen zaten yoktu.

Davos’un en sarsıcı anlarından biri, Kanada Başbakanı Mark Carney’nin konuşmasıydı. Sözde liberal düzenin uzun yıllar ekonomi bürokrasisini yönetmiş bir figürün kürsüye çıkıp “Bu dünya yıkıldı” demesi, aslında var olan düzenin hiçbir zaman eşitlikçi olmadığının itirafıydı.

Carney devam etti. “Birleşmezsek menüde yer alacağız. Biz masada olmalıyız.”

Bu cümlenin altındaki acı gerçek şu. Küreselleşmenin kazananları her zaman güçlülerdi. Kural koyucu olanlar, kurala uyma zahmetine bile girmiyorlardı. Batı, vitrindeki parlak kelimelere yaslanarak yıllarca dünyayı ikna etmeye çalıştı ama o vitrinin arkasında sert pazarlıklar, güç oyunları ve büyük bir iki yüzlülük vardı. Trump sadece perdeyi çekti. Arkadaki kabloları, paslı çarkları, gizlenmiş çirkinlikleri gözümüze soktu.

Avrupa, yıllarca kendi yarattığı düzende, üçüncü dünya ülkelerine yapılan haksız müdahaleleri ve Gazze gibi soykırımları sadece basit kınamalarla geçiştirirken, konu Grönland olunca dünyanın kendileri için ne kadar sessiz kaldığını görerek ciddi bir uyanış yaşadı.

Daha önemlisi, Carney bu konuşmadan yalnızca bir hafta önce Çin’e gidip “ABD, Çin’den daha az güvenilir olabilir” mesajını tüm dünyaya verdi. Bu da Batı’nın kendi stratejik zihniyetinde yaşadığı kırılmanın en ciddi kanıtı oldu. Trump’ın Çin karşıtı blok oluşturma çabası daha başlamadan bitti. Müttefiklerini kendine düşman etmeyi başardı.

Davos’ta ABD’ye karşı en gürültülü çıkışlar Avrupa cephesinden geldi. Macron, Belçika Başbakanı, Finlandiya’nın lideri… Hepsi bir ağızdan “Amerikasız bir güvenlik düzeni konuşmalıyız” dedi ama bu gürültülü cesaret gösterisinin ardında sessiz bir teslimiyet vardı.

Peki pratikte ne oldu? Grönland konusunda ABD’ye ciddi tavizler verildi. NATO Genel Sekreteri, Trump’a “Sen bizim babamızsın, babacığımızsın” diye hitap ederek güvenlik mimarisini ayakta tutmaya çalıştı. Avrupa’nın en büyük ülkeleri Trump’ın her çıkışında telaşa kapılıp uyumsuz açıklamalar yaptı.

Avrupa’nın sorunu artık sadece ahlaki değil, yapısal bir sorun. Yıllarca ABD’ye bağımlı olmanın ve kendi güvenlik kapasitesini kuramamanın bedelini ödüyorlar. Avrupa iç siyasetinde ise aşırı sağ yükseliyor. Elon Musk gibi figürler Almanya’da mitinglere katılıyor. ABD siyasi mühendisliği Avrupa’ya taşınıyor.

Kısacası Batı’nın en büyük krizi ekonomik değil, zihinsel. Kendi kurduğu oyun artık elinde patlıyor.

Dünya artık değerler üzerinden değil, çıplak çıkarlar üzerinden şekilleniyor. Bu yeni ortamda Türkiye’nin rolü tuhaf bir biçimde daha kritik hale geliyor. Çünkü bugün Trump’ın sebep olduğu kaosta hiç kimse “Bu liderle masaya oturmam” deme lüksüne sahip değil.

Cumhurbaşkanı ABD tarafından hukuksuzca kaçırılan Venezuela gidip Trump’la pazarlık yapıyor. İran, protestocuları vahşice bastırırken Washington’a uzlaşı mesajı veriyor. Suriye’nin geleceği demokratik ideal üzerine değil, sahada kim masaya oturacaksa onun gücü üzerine şekilleniyor.

Avrupa’nın kolektif güvenlik mimarisinde Türkiye’yi dışlayarak ilerlemesi neredeyse imkansız. NATO’nun geleceği tartışılırken en büyük askeri güç göz ardı edilemiyor. Ukrayna savaşında hem Rusya hem Ukrayna ile konuşabilen tek aktör konumundayız. Ortadoğu’da konuşulacak her barış senaryosunda Türkiye’siz denklem kurulamıyor.

Trump’ın liderlik tarzı da Türkiye’yi avantajlı kılıyor. Kurumlara değil, doğrudan liderden lidere ilişkiye bakıyor. Avrupa’nın bürokratik karmaşası karşısında Ankara’nın pratikliği onun dünyasına daha yakın.

Trump’ın kendisi gelip geçebilir ama altındaki dalga geçmeyecek. Küreselleşme karşıtlığı, Amerikan ulusalcılığı, orta sınıfın çöküşü… Bunlar yapısal kırılmalar. Demokrat Parti bu dalgayı okuyamıyor, Avrupa ise panik içinde. Trumpizm bir dönem değil, alttan gelen ciddi ve tehlikeli bir dalga.

Eğer dünya alternatif bir güç odağı kuramazsa, ki Çin bu rolün yalnızca ekonomik tarafını karşılıyor, Amerikan kaosunun küresel yankısı büyüyecek.

Son söz olarak şunu söylemeliyim. Masal sona erdi, artık gerçeklerin zamanı.

Davos’un bu yıl gösterdiği şey, yalnızca Amerikan hegemonyasının yaralı hali değil, aynı zamanda Batı’nın kendi yarattığı mitlere de inanmadığıdır. Bildiğimiz dünya çöküyor. Yerine neyin geleceği belirsiz. Kartlar yeniden dağıtılıyor.

Türkiye için mesele, kartlar dağıtılırken yine seyirci olup olmayacağımız değil, masada mı yoksa menüde mi olacağımız sorusudur. Dünya bir bilinmeze doğru giderken, her ülke gibi bizim de artık lüksümüz kalmadı. Gerçeğin içinde yolumuzu bulacağız, çünkü eski dünyanın yalanları çoktan kül oldu.

Liberal Parti Genel Başkan Yardımcısı.
Bimen Zartar

Bir yanıt yazın