Muhafazakâr Dünyanın İki Büyük Günahı: Şımarıklık ve Suskunluk
7 mins read

Muhafazakâr Dünyanın İki Büyük Günahı: Şımarıklık ve Suskunluk

Doç. Dr. Vahap AKTAŞ

Muhafazakârlık, özünde bir toplumun tarihsel birikimini, kültürel değerlerini ve ahlaki ilkelerini koruma gayesi taşır. Ancak bu ideal, zaman zaman yozlaşarak zulmün ve haksızlığın gölgesinde kirlenir.

Muhafazakâr veya mütedeyyin dünyanın iki büyük günahı, adeta bir ahlaki çöküşün habercisi gibi duruyor: Zulüm mertebesine varan şımarıklık ve haksızlık karşısında suskunluk. Türkiye’nin tarihsel serüveninde ve yakın geçmişinde bu iki günahın izlerini görmek mümkün.

Osmanlı’nın son dönemlerinde, muhafazakâr değerlerin temsilcisi addedilen bazı elitler, servet ve güçle şımarıklığın sınırlarını zorlamıştı. Saray çevresinde kümelenen bir grup, lüks ve israf içinde yaşarken, Anadolu’nun köylüsü yoksullukla boğuşuyordu.

19. yüzyılda, Tanzimat reformlarıyla modernleşme çabaları hız kazanırken, bazı muhafazakâr kesimler bu değişimlere karşı çıkarak statükoyu koruma adına haksızlıklara göz yumdu. Mesela, toprak ağalarının köylü üzerindeki feodal tahakkümü, dinî ve geleneksel değerlerle meşrulaştırılmaya çalışıldı. Bu, muhafazakâr dünyanın şımarıklık günahının bir yansımasıydı: Güç sahiplerinin, adalet yerine kendi çıkarlarını koruma telaşı.

Haksızlık karşısında suskunluk ise, belki de daha ağır bir günah olarak tarih boyunca karşımıza çıktı. 1915 Ermeni Tehciri gibi, mübadele gibi, 6-7 Eylül olayları gibi trajik olaylarda, muhafazakâr kesimlerin bir kısmı, devlet politikalarına karşı eleştirel bir duruş sergilemek yerine sessiz kalmayı tercih etti. Bu suskunluk, zulmün gölgesinde bir suç ortaklığına dönüştü. Dinî otoritelerin veya kanaat önderlerinin, haksızlık karşısında “itaat”i telkin etmesi, adalet arayışını bastırdı ve muhafazakâr ahlakın özündeki merhamet ilkesini zedeledi.

Günümüz Türkiye’sinde, muhafazakâr dünyanın şımarıklık günahı, özellikle yeni zengin sınıfların yaşam tarzında belirginleşiyor. 2000’li yıllarda yükselen muhafazakâr elitler, bir zamanlar eleştirdikleri seküler zenginlerin lüks ve gösteriş merakını adeta devraldı. “Instagram tesettürcülerinin baby shower partileri” veya “ederinden fazla ödenen tespihler” gibi örnekler, yeni muhafazakâr zengin sınıfın şımarıklığını gözler önüne seriyor. Dinî değerlerle örtüşmeyen bu tüketim çılgınlığı, mütedeyyin kesimlerin bir kısmında ahlaki bir erozyona işaret ediyor. Lüks arabalar, markalı kıyafetler ve sosyal medyada sergilenen abartılı yaşamlar, adalet ve tevazu gibi muhafazakâr değerlerle çelişiyor.

Haksızlık karşısında suskunluk ise, yakın dönemde daha da yakıcı bir mesele haline geldi. Son yirmi beş yılda yaşanan hukuksuzluklar karşısında muhafazakâr kesimlerin büyük bir kısmı sessiz kaldı. Masum insanların işten çıkarılması, haksız yere hapse atılması veya toplumsal linçe maruz kalması, adalet arayışını gölgeledi. Diyanet’in bir yayınında vurgulandığı üzere, “Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır” anlayışına rağmen, bazı mütedeyyin çevreler, siyasi otoriteye yakınlık uğruna bu ilkeyi göz ardı etti. Bu suskunluk, muhafazakâr dünyanın kendi değerleriyle çelişmesine yol açtı.

Muhafazakâr dünyanın bu iki günahı, ne yazık ki yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Ortadoğu, kan ve gözyaşının, umut ve çaresizliğin iç içe geçtiği bir coğrafya. Bu toprakların en acıklı hikayesi ise şüphesiz Gazze’de yazılıyor. Yıllardır süren abluka, bitmeyen çatışmalar, masum çocukların feryatları…

Peki, bu insanlık dramı karşısında İslam dünyası ve muhafazakâr camia ne yapıyor?

Ne yazık ki, çoğu zaman şımarık bir sessizliğin gölgesinde, kendi iç meseleleriyle oyalanıyor. Gazze’nin çığlığı, birçoğumuzun kulağına ulaşmıyor bile.

Muhafazakâr camia, özellikle son yıllarda, kendi iç meselelerine o kadar gömülmüş ki, dış dünyanın çığlıklarını duymaz hale gelmiş. Siyasi çekişmeler, ideolojik kavgalar, sosyal medyada bitmeyen tartışmalar. Bu şımarıklık, sadece bir dikkat dağınıklığı değil, aynı zamanda bir ahlaki körlük. İslam dünyasının kaynakları, enerjisi ve sesi, çoğu zaman kendi içindeki güç kavgalarına harcanıyor. Ortadoğu’nun kaotik dengelerinde, Müslüman ülkeler birbiriyle rekabet ederken, Gazze gibi bir yaranın üzerine basıp geçiyor.

Ortadoğu, sömürgecilik, vekalet savaşları ve mezhepsel çatışmalarla zaten kan ağlarken, Gazze bu acının en somut hali. Müslüman ülkeler, bu coğrafyada birleşik bir ses çıkaramadığında, Batı’nın ve İsrail’in ekmeğine yağ sürüyor. Muhafazakâr camianın, özellikle Türkiye’deki bir kısmının, Gazze’ye yönelik söylemleri samimi olsa da bu samimiyet çoğu zaman pratikte karşılıksız kalıyor. Diplomatik baskılar, ekonomik ambargolar, uluslararası platformlarda daha agresif bir duruş…

Bunlar, İslam dünyasının yapması gerekenler, ama yapılmıyor. Bunun yerine, iç çekişmeler ve şımarık tartışmalar, Gazze’nin kanayan yarasını daha da derinleştiriyor.

Şımarıklık ve suskunluk, bir toplumun ahlaki çöküşünün öncülleridir. Kutsal Kitabımızın, “Zalimlere meyletmeyin, yoksa ateş size dokunur” (Hûd, 113) uyarısı, bu bağlamda muhafazakâr kesimlere net bir mesaj veriyor.

Adalet, sadece bir slogan değil, bir yaşam biçimidir. Mütedeyyin dünyanın, lüks ve gösterişten uzak, tevazu ve merhamete dayalı bir duruş sergilemesi gerekiyor.

Haksızlık karşısında susmamak ise, vicdanın sesini yükseltmekle mümkün. Tarih, suskunluğun bedelini ağır ödemiş toplumlarla dolu. Günümüzde muhafazakâr kesimlerin, siyasi veya sosyal baskılardan korkmadan, haksızlığa karşı çıkması, kendi değerlerini yeniden inşa etmenin ilk adımı olabilir. Bu ne bir devrim ne de bir isyan çağrısıdır; sadece ahlaki bir uyanış talebidir.

Türkiye’nin muhafazakâr dünyası, tarih boyunca hem büyük erdemlerin hem de derin günahların sahnesi oldu. Şımarıklık ve suskunluk, bu sahnenin karanlık yüzleri. Ancak her karanlık, bir ışığı barındırır. Adalet, merhamet ve vicdan, muhafazakâr dünyanın özünü yeniden canlandırabilir. Yeter ki, tarihsel hatalardan ders alınsın ve bugünün haksızlıklarına karşı cesurca konuşulsun. Çünkü suskunluk, sadece zalimi güçlendirir; şımarıklık ise ruhu çürütür.

Bugün düşündüğünüzü konuşmaktan korkarsak, yarın düşünmekten de korkarız.

Bir yanıt yazın